Ana içeriğe atla

GARİP MESLEK: Savaş Fotoğrafçılığı





GARİP MESLEK: Savaş Fotoğrafçılığı

Bugünün anlam ve öneminin Çanakkale olduğunu hepimiz biliyoruz sanırım. Verilen en klasik ve  merak uyandırıcı örnekle atalarımızı saygıyla anıyoruz. (Mermilerin havada çarpışması) Zaten söylenebilecek pek fazla bir söz yok. Gerçek bir er meydanı olan gelibolu yarımadası ringinde korkak İngilizlerin kaybedişini seyrediyoruz."Geldikleri gibi giderler" sözünü modern dünyadaki kaykay binen batı görüşlü ergen gençlerimizden duyduğumuz gibi biraz daha uyarlayıp "Son gördüğümüz ufukta kaçan ırkçı, beyaz popolarıydı." olarak değiştiriyoruz. Bu metni yazma amacım şehitlerimizi anmanın yanında CNNTürk'ün bir internet haberinde yazılanlardan etkilenerek hazırladığım küçük araştırmayı sizlere sunmak olacak.

Haber, TSK'nın daha önce görülmemiş Çanakkale fotoğraflarını flickr üzerinden paylaşması ile ilgiliydi. Fotoğraflar ilk mi değil mi bilemem ancak merak ettiğim bu fotoğrafları çeken savaş fotoğrafçılarının nasıl zorluklar çektiği ve modern dünyada bu mesleği edinen kişilerin kim olduğu ?

Yoğun araştırma yapmama rağmen tam olarak bu fotoğrafları kimlerin çektiğini ve sonlarının ne olduğunu bulamadım. Bu durum beni üzdü. Keşke internet haberi yapan bu kanallar, (CNNTürk gibi) her sene düzenli olarak hiç görülmemiş fotoğraflar manşeti altında haber yapacağına, bir tanesinin hayatının araştırmasını sunsa daha etkili bir haber perspektifi çizilebilirdi. Neyse konumuza devam edelim.

Modern dünyada bu işi yapan insanlardan en meşhuru hepimizin bildiği ancak ismine aşina olmadığımız biri "Kevin Carter". İsmini yazdığımda bu kim diyebilirsiniz. Peki akbaba ve çocuk fotoğrafı desem ??..
Şimdi tanıdınız değil mi ? Hani hepimizin "fotoğrafı çekeceğine çocuğa git bir tas su ver vicdansız" diye yerden yere vurduğumuz fotoğrafçı Kevin Carter. Zaten adam sonra arabasının içinde garip bir fantezi deneyerek intihar etmiş. Psikolojik sorunlar yaşadığıda bilgiler arasında.. Bu sigortalı basit bir iş bulamayıp füzelerin mermilerin üstüne atlayan garip fantezili amcamız, savaş fotoğrafçılığı mesleğinin bir numaralı ismi.  Ama bir adam var ki çok ilginç bir olayla tüm dünyaya kendini tanıtmayı başarmış. Hem de bir Türk..

Coşkun Aral basın fotoğrafçılığı mesleğine günaydın ve gün isimli gazetelerde başlıyor. 1977 'de kanlı 1 mayıs olayında çektiği fotoğraflarla kendini dünyaya tanıtıyor. 1980' de ise bindiği uçak kaçırılıyor ve uçak korsanlarıyla röportaj yapan ilk insan olarak dünya tarihine geçiyor.



Yukarıda çektiği fotoğrafın ise bir hikayesi var. Uçağı ele geçiren teröristler pilotun ensesine silah dayıyor. Ancak pilot gıdıklanıyor. Bunun üzerine orda ki başka bir kişi gel o gıdıklanıyor benim enseme daya silahı diyor. Ve hep birlikte gülüyorlar. İşte tam bu sırada röportaj için kokpite giren coşkun aral fotoğrafı çekiveriyor.

İlginç bir macera olduğunu kesinlikle söylebilirim. Ülkenizde askeri yönetim var, siz ırak cephesine gitmek için uçağa biniyorsunuz, bir takım terörist uçağı tahran'a indirmeye çalışıyor ve hep birlikte gülüyorsunuz. Demek ki bu mesleğinde böyle garip sürreel hikayelerden oluşan tarafları var.

Sağlıcakla kal Coşkun Aral, sağlıcakla kal sayın okur.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Vize Haftası ve Dünya Mutluluk Günü

Vize Haftası ve Dünya Mutluluk Günü Bilir misin bilmem ama bugün 20 Mart Dünya mutluluk günü. Birleşmiş Milletlerin "Biz uluslararası, entellektüel, insan hakkını arayan adaletimizle siz insanları önemsiyoruz" dedirten reklam anlaşıyla 2012 'de ilan ettiği Dünya mutluluk günü. Tabi ki bugün işleyeceğim konum Birleşmiş Milletler değil. 20 mart 2014 tarihli bir haber.  Hiç dikkate alınacak hali olmayan uçkursuz, " beyinini cebinde taşıyan bütün gazeteciler buraya gelsin, burda toplanalım" mentalitesiyle hayat bulmaya çalışan ve iş mülakatlarında aday olan gazetecileri ceplerini boşaltma şartıyla bünyesine alacağını söyleyen Hürriyet isimli slogansız, kalemsiz bir gazete internet haberi yaptığını zannederek "üsküdar üniversitesini kurmuştur, gelsin bize mutluluğu anlatsın" dediği güya (söylenenlere göre) Türkiyenin bir numaralı psikiyatristi Nevzat Tarhanla bir röportaj gerçekleştirmiştir.  Haberi okurken Nevzat Tarhan'ın saçmalıkları ...

Efeizm Yaklaşımları

Efeizm Yaklaşımları Arkadaş çevresi denilen kavram bazen o kadar karmaşık bir denkleme dönüşüyor ki bilinmeyenlerle uğraşırken ana arkadaşınızı unutabiliyorsunuz. Parkta çocuğunu kaybetmiş anne edasıyla panikleyerek ve de kuyruğunu yakalamaya çalışan köpekler gibi dönerek "La olum nerdesin la ? Ersin hey hop ? Lan masanın altına saklanmış kerata " olabiliyorsunuz. Ortamda fazla fazla ucu açık gönderilen muhabbet başlatma tripleri bazen masadan sekip sipariş almaya gelen garsonun kulağına kadar gidebiliyor. "He aynen bu sene fenerde iş yok beşiktaşlıyız." dedikten sonra eski iş donanım moduna bürünüp devam ederek "kaç çaydı ? " diyebiliyor garson. Böyle ortamlar genelde hoşuma gitmemekle birlikte gitmek zorunda olduğum zamanlarda ise acayip derecede iştahımın açılması ve sürekli olarak bunu konu haline getirmem söz konusu. Arkadaşım sayesinde tanıştığım insanlara genel olarak söylediğim " ya açsanız birşeyler yiyelim, ben çok açım çünkü ...

Harriat ve Adwaitya

Harriat ve Adwaitya Yorgunluğun üstüme çökmesinden dolayı bugün aslında yazmayı düşünmüyordum sayın okur. Ama karşıma çıkan müthiş bir hayvan bütün yorgunluğumu benden aldı. Ve sayesinde hala daha ortalıklarda EVREKA ! EVREKA ! diye bağırıyorum. Uzatmadan hikayeye geçelim. Manikür pedikürümü bitirdikten sonra yatmak için yatağa girdim. Telefonumda takılırken uykunun gelmesini bekliyordum ki metin yazmam gerektiğini hatırlayınca bir anda irkildim ve Google'a "tarihte bugün" yazarak muazzam bir zekilikle araştırmama dalmış bulundum. Sitelerde ceylanlar gibi zikzak çizen gözlerim, çok tatlış ama bir o kadar hüzünlü bir yazıya takıldı. Siyaset, savaş, katliam, devrim gibi olayları okuduktan sonra sitenin en sonunda karşılaştığım bu küçük şey bana "bak beni oku. Çok güzelim ben" dedi resmen. Yazı, dünyanın en yaşlı hayvanının öldüğüyle ilgiliydi. Ve tabi tahmin edeceksiniz ki bu bir tosbağacık. Tosbağacık dediğime bakmayın. Jüpiterde nasıl yaşanacağını b...